01.01.2014
4.60 / 15 oy

Padişah Abdülaziz Dönemi Osmanlı Devleti

Abdülaziz'in Doğum Tarihi: Şubat 1830

Abdülaziz'in Ölüm Tarihi: 4 Haziran 1876

Abdülaziz'in Sultanlığı: 1861-1876

Abdülaziz'in Kabrinin Bulunduğu Yer: İstanbul, Divanyolu, II. Mahmud Türbesi

Sultan Abdülaziz'in Yaşamı

Abdülaziz

1830 yılında İstanbul'da doğdu. Sultan II. Mahmud ile Pertevniyal Valide Sultan'ın oğludur. "Sultan Aziz" olarak da anılır.

Abdülaziz, babası II. Mahmud öldüğünde dokuz yaşındaydı. Tahta geçen ağabeyi Abdülmecid'in (1839-1861) 22 yıl süren hükümdarlığı boyunca saltanat veliahdı olarak çocukluk ve gençlik dönemlerini geçirdi. İyi bir eğitim gördü. Akşehirli Hasan Fehmi Efendi'den Arap dili ve edebiyatı ile şer'i ilimleri tahsil etti. Neyzen ve bestekâr Yusuf Paşa'dan musiki dersleri aldı. Aynı zamanda sporla da ilgilendi ve Kurbağalıdere'deki köşkünde av, yüzme ve cirit atma faaliyetlerle meşgul oldu. İçki ve sefahatten hoşlanmayan ve sade bir hayat yaşayan Abdülaziz, veliahtlığındaki bu mazbut yaşantısıyla halkın sevgisini kazandı. Abdülmecid'in taklitçiliğe varan aşırı yenilik düşkünlüğünden huzursuz olanlar, onu müstakbel bir "Yavuz" gibi görmekte ve saltanata geçeceği günü beklemekteydiler.

Abdülmecid'in beklenmedik ölümünün ardından 25 Haziran 1861 'de 31 yaşında padişah oldu.

Abdülaziz

Abdülaziz'in tahta çıktığı günlerde Osmanlı Devleti'nin durumu son derece kötüydü. Mali sıkıntılar son haddine varmış, Karadağ isyanı savaşa dönüşecek bir noktaya gelmişti. Hersek eyaleti de büyük bir karışıklık içindeydi. Abdülaziz'in Tanzimat'tan vazgeçmesinden endişe eden Avrupa devletleri bunları bahane ederek müdahalelerini artırmaya başlamışlardı.

Abdülaziz, tahta çıktıktan birkaç gün sonra bu endişeleri gidermek için bir ferman yayınladı. Sadrazama hitaben yazılan bu ferman Babıâli'de törenle okundu. Padişah fermanında Tanzimat'a devam etmek istediğini ve buna delil olmak üzere eski hükümeti aynen iş başında bıraktığını bildiriyor, özellikle devletin mali itibarının iadesi, ırk ve mezhep farkı gözetilmeksizin bütün tebaanın adli eşitlikten faydalanması gereğini dile getiriyordu. Bu ferman, batılı büyük devletlerin Tanzimat konusundaki endişelerini kısmen de olsa ortadan kaldırdı.

Abdülaziz, hükümetten öncelikle mali problemleri ele almasını istedi. Kendisi de saray masraflarının azaltılmasına razı oldu. Sarayda bol maaş alan gereksiz memurları uzaklaştırdı. Altın, gümüş ve diğer kıymetli eşyanın sarayda kullanılmasını yasakladı. Hassa hazinesinin gelirinden üçte birini devlet hazinesine bırakacağını ilan etti. Siyasi mahkûmlar için genel af çıkardı. Rüşvet ve yolsuzluk işine karışanları cezalandırdı.

Saltanatının ilk yıllarında devletin iç ve dış politikasını deneyimli devlet adamları Kıbrıslı Mehmed Emin, Yusuf Kamil, Mütercim Rüşdi, Ali ve Fuad Paşalar yürüttü.

1862'de Karabağ ayaklanması bastırılarak İşkodra barışı imzalandı. Ancak benzer olayları önlemek için alınan tedbirlere Rusya ve Fransa karşı çıktığından bu tedbirlerden daha sonra vazgeçildi. Bu durum kısa süre sonra Sırbistan, Romanya ve Girit'te de yeni olayların çıkmasına sebep oldu.

Abdülaziz, 3 Nisan 1863'te Fuad Paşa'nın yerine sadrazamlığa getirdiği Yusuf Kamil Paşa'nın teşvikiyle Mısır'a bir seyahat yaptı. Padişah, Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanından sonra adeta ayrı bir devlet halini almaya başlayan bu Osmanlı vilayetinde büyük bir tezahüratla karşılandı. Dönüşünde İstanbul'da yedi gün yedi gece süren şenlikler düzenlendi. Karaköy ile Eminönü'nü bağlayan yeni Galata Köprüsü de aynı yıl hizmete girdi.

Sultan Abdülaziz Mısır seyahati dönüşünde Fuad Paşa'yı ikinci kez sadarete getirdi. Yusuf Kamil Paşa da Adliye Nazırı oldu.

1864'te bütün Osmanlı ülkelerinde bir nüfus sayımı yapıldı.

1866'da Eflak-Boğdan bir prenslik olarak özerklik elde etti. Aynı yıl İstanbul'a gelen Mısır Valisi İsmail Paşa'ya yeni bir takım yetkiler tanınarak "Hidiv" unvanı verildi. Abdülaziz, hidivliğin babadan oğula geçerek devam etmesi için 28 Mayıs'ta Mısır Veraset Fermanı'nı yayınladı.

Fuad Paşa, 5 Haziran 1866'da görevden alındı ve yerine Mütercim Rüşdi Paşa ikinci kez sadrazamlığa getirildi. Ancak, 8 ay 6 gün sonra 11 Şubat 1867'de istifa etti. Hariciye Nazırı Ali Paşa 5 kez Sadrazam, Fuad Paşa Hariciye Nazırı, Rüşdi Paşa serasker oldu.

1867'de Sırbistan'daki Osmanlı ordusu çekildi. Belgrad, Böğürdelen, Semendre ve Fethülislam kaleleri Sırbistan'a bırakıldı. Aynı yıl ortaya çıkan Girit meselesi, Avrupa devletlerinin de müdahalesiyle adada özerk bir yönetim oluşturularak çözüldü.

1867'de Avrupa ilk defa bir Osmanlı padişahını ağırladı. Abdülaziz, Fransa İmparatoru III. Napolyon'un ve İngiltere Kraliçesi Victoria'nın davetleri üzerine 21 Haziran'da Sultaniye vapuruyla İstanbul'dan ayrıldı. Napoli, Tulon, Paris, Londra, Brüksel, Viyana, Budapeşte resmi ziyaretlerini kapsayan uzun gezi programı, padişahın Rusçuk-Varna üzerinden 7 Ağustos 1867'de İstanbul'a dönüşüyle noktalandı. Abdülaziz'in bu gezisi genel bir barışın sağlanmasında önemli rol oynadı. Ancak batılı devletlerin destek ve himayesine güvenen isyancılarla yapılan mücadele ve müzakereler sonucunda 1867'de Romanya'da Karol'un prensliği tanındı; Osmanlı ordusunun Sırbistan kalelerinden çekilmesi kabul edildi. Girit'in Yunanistan'a ilhakı ise reddedildi.

1868'de, "kuvvetler ayrımının Türkiye'deki ilk kurumu sayılan Şura'yı Devlet, ayrıca Bahriye, Adliye nezaretleri kuruldu. Yabancılara Osmanlı topraklarında mülkiyet hakkı tanındı. Aynı yıl tamamen Fransız eğitim sistemine göre öğretim yapan Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) açıldı.

On yıl süren çalışmalardan sonra 1869'da Süveyş Kanalı törenle hizmete girdi. Akdeniz'le Kazıldeniz'i bağlayan bu kanal, Avrupa ile Hindistan ve Uzakdoğu yolunu büyük ölçüde kısalttı.

1870'de Bağımsız Bulgar Ortodoks Piskoposluğu'nun kurulmasına izin verildi. Böylece, Bulgarlar'ın muhtariyet yönünde bir adım daha atmalarına zemin hazırlanmış oldu.

5 Haziran 1870 yılında Galata ve Beyoğlu semtlerinde çıkan yangında 5 bin ev ve dükkan kül oldu, yüz eli kişi öldü.

Bu sırada Avrupa'da meydana gelen siyasi gelişmeler, özellikle Fransa'nın Almanya karşısında yenilgiye uğraması Osmanlı Devleti'ni etkiledi. Babıâli, reform programının uygulanmasında en büyük destekçisi olan Fransa'yı kaybettiği gibi, Rusya da 1856 tarihli Paris Antlaşması'nın

kendisini bağlayan hükümlerini tanımadığını ilan etti (1871). Rusya, Balkan milletleri üzerindeki tahriklerini de yoğunlaştırdı.

1871'de ölen Sadrazam ve Hariciye Nazırı Ali Paşa'nın yerine Mahmud Nedim Paşa'yı getiren Abdülaziz, 1872'de sadaret görevini Midhat Paşa'ya verdi. Fakat anlaşamayarak 2.5 ay sonra azletti. Mahmud Nedim Paşa yeniden sadrazam oldu.

1873 yılında 99 kilometrelik Haydarpaşa-İzmit demiryolu hattı tamamlandı.

İstanbul'u Paris'e bağlayacak olan demiryolunun Sofya'ya kadar olan kısmı ise 1874 yılında işletmeye açıldı.

1875 yılında patlak veren Hersek ayaklanması Bosna'ya yayıldı. İsyancıları Rusya, Sırbistan ve Karadağ destekliyordu. Rusya'nın Balkanları ele geçirmesini istemeyen Avusturya'nın hazırladığı ıslahat projesi, isyanın Bulgaristan'a sıçramasına sebep oldu. Bu sırada Selanik'te çıkan bir olayda iki konsolosun öldürülmesi Avrupa'yı harekete geçirdi. Batılı devletler, "Berlin Memorandumu" denilen muhtırayı Babıâli'ye vermeyi kararlaştırdılar.

1875 yılının son aylarında Osmanlı Devleti'nin borçları 200 milyon altına ulaştı. Bir yılda borç ve faiz olarak ödenen miktar ise on dört milyon altına çıktı. Borcu borçla ödemekten başka çaresi kalmayan yöneticiler, dışarıdan borç bulma imkânı kalmadığı durumlarda Galata sarraflarından yüksek faizle borç alma yoluna gidiyordu. Bu mali politika sonunda devleti iflasın eşiğine getirdi.

Sadrazam Mahmud Nedim Paşa 6 Ekim 1875'te devlet borçlarının ve faizlerinin yarısının ödeneceğini bir kararname ile ilan etti. Karar içte ve dışta büyük yankı uyandırdı. Avrupa'da, ellerinde Osmanlı tahvili bulunanlar elçilikler önünde gösterilere başladılar.

2 Mayıs 1876'da Bulgaristan'da ayaklanma başladı.

Bu sırada aralarında Midhat, Hüseyin Avni, Mütercim Rüşdi gibi devlet adamlarının ve paşaların da bulunduğu bir grup Abdülaziz'i tahttan indirmek için harekete geçti. 10 Mayıs günü Fatih, Beyazıt ve Süleymaniye medreseleri talebeleri dersleri boykot ederek gösterilere başladılar. Bunlara bir kısım ulema da katıldı. Talebeler Yıldız Sarayı'nın önüne kadar gelerek şeyhülislam ile sadrazamın azledilmesini istediler. Abdülaziz 12 Mayıs günü sadrazamlığa Mütercim Rüşdi Paşa'yı, şeyhülislamlığa Hasan Hayrullah Efendi'yi, seraskerliğe Hüseyin Avni Paşa'yı tayin ettiğini, Midhat Paşa'nın da Meclis-i Vükela üyeliğine memur edildiğini ilan etti. Böylece talebenin gösterisi son buldu.

13 Mayıs'ta Berlin Memorandumu'yla büyük devletler Osmanlı Devleti'nin iç işlerine müdahale kararı aldılar.

Mütercim Rüşdi, Midhat ve Hüseyin Avni paşalarla Hasan Hayrullah Efendi iş başına geldikten sonra planlarının ikinci safhasını, yani Abdülaziz'in hal'ini ele aldılar. İşe şeriata uygun bir şekil vermek gerekiyordu. Bunun için Fetva Emini Kara Halil Efendi, şeyhülislam aracılığıyla Midhat Paşa'nın konağına davet edildi. Midhat Paşa kendisine, "Padişah

mülk ve milleti tahrip ve Müslüman beytülmalını israf etti. Halkın halini ıslah için tahttan indirilmesi düşünülüyor. Buna şer’an cevaz var mıdır?" diye sordu. Kara Halil Efendi de "Bu hayırlı işe çarşaf kadar fetva veririm" dedi. Bunun üzerine Hüseyin Avni Paşa'nın Dolmabahçe Sarayı'nı askerle sarıp veliaht Murad Efendi'yi alarak Serasker Kapısı'na getirmesine ve orada biat edilip Abdülaziz'in hal'edilmesine karar verildi. Olayların yatıştığını zanneden Abdülaziz ise bütün bu olup bitenlerden habersizdi.

Hal' kararının uygulanması, Hüseyin Avni Paşa'nın Paşa-limanf nda toplanan kumandanlar arasında 26 Mayıs 1878 günü tekrar gözden geçirildi. Tarih olarak 31 Mayıs kararlaştırıldı. Fakat beklenmedik bazı olaylar yüzünden 30 Mayıs'a alındı.

30 Mayıs 1876 günü sabaha doğru Süleyman Paşa'nın komutasındaki Mekteb-i Harbiye talebeleri karadan, deniz tarafından da donanma gemileri Dolmabahçe Sarayı'nı kuşattı. Top sesleriyle uyanan Abdülaziz, ailesiyle birlikte saraydan ayrılmaya hazırlanırken, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Veliahd Dairesi'nden aldığı (V) Murad'la Beyazıt'a hareket etmiş bulunuyordu. Bab-ı Seraskeriye'deki kısa cülus töreninden sonra yeni Padişah V Murad'ın ilk buyruğu amcası Abdülaziz'in ailesiyle birlikte Top-kapı Sarayı'na gönderilmesi oldu. Bu buyruk Harem ağası Cevher Ağa aracılığıyla Abdülaziz'e ulaştırıldı. Kısa bir hazırlıktan sonra Abdülaziz, oğulları, annesi Pertevniyal Valide Sultan, kadınefendiler sağanak altında, üstü açık arabalarla Topkapı Sarayı'na götürüldü. Burada kendisine amcası III. Selim'in dairesinin ayrılmış olduğunu görünce çok üzüldü. Üstelik dairede oturacak yer yoktu. Kendisinin ve çocuklarını o sırada yağan yağmurdan sırılsıklam olmuş bir halde kalması eski padişahı büsbütün incitti. Yeğeni V. Murad'a bir mektup yazarak kendi eliyle silahlandırdığı ordunun ve donanmanın ihanetine uğradığını, bundan ders almasını; iyilik ve insanlık namına kendisini ıstıraptan kurtaracak bir mahalle naklini rica etti.

Abdülaziz 2 Haziran'da Ortaköy'deki Fer'iye Sarayı'na nakledildi. 4 Haziran sabahı odasından iniltiler duyuldu. İçeri girildiğinde bilek damarları kesilmiş olarak bulundu.

Henüz ölmemiş olan Abdülaziz'in bu durumunu öğrenen saray kadınları bağrışarak ağlamaya başladılar; camları, kafesleri kırdılar. Mabeyinci Fahri Bey'in doktor bulma çabaları sonuç vermedi. Serasker Hüseyin Avni

Paşa geldiğinde Abdülaziz ölmüştü. Onun emriyle Abdülaziz'in naaşı Fer'iye Karakolu'nun kahve ocağına taşındı. Bir ot yatağın üzerine yatırılıp üzerine bir perde örtüldü. Çağırılan hekimler Abdülaziz'in bilek damarlarını keserek intihar ettiğine dair bir rapor düzenledi. Cenaze Topkapı Sarayı'na götürülerek buradan törenle kaldırılıp babası II. Mahmud'un Divanyolu'ndaki türbesine defnedildi.

Ölümünden 11 gün sonra ikballerinden Neş'erek Kadın'ın kardeşi olan Binbaşı Çerkeş Hasan, eniştesinin katilleri saydığı kişilerden Serasker Hüseyin Avni ve Hariciye Nazırı Reşid paşaları öldürdü. II. Abdülhamid de tahta çıktıktan bir süre sonra amcası Abdülaziz'in intihar etmeyip bir suikasta kurban gittiği iddiasıyla bu suikasta katıldıkları ileri sürülenleri başta Midhat Paşa olmak üzere Yıldız Mahkemesi'nde yargılatıp mahkûm ettirdi.

Abdülaziz döneminde idari, hukuki, eğitim ve bankacılık alanlarında önemli adımlar atıldı. Mekteb-i Sultani (Galatasaray), Dâr ülfünun, Eczacılık okulu, kaptan ve çarkçı mektebi, Dârülmuallimat (kız öğretmen okulu) sanayi mektepleri, yetim çocuklar için Darüşşafaka ve Tıbbiye-i

Şahane adı ile ilk sivil tıp okulu başta olmak üzere yeni pek çok eğitim kurumları Abdülaziz tarafından açıldı. 1869'da Maarif-i Umumiye Nizamnamesi kabul edilerek öğretim kademeleri sıbyan, rüştiye, idadi, sultani ve dârülfünun olarak planlandı.

Merkezi Londra'da olan ve İngiliz sermayesiyle kurulan Otoman Bank'ın (Bank-ı Osmani) merkezi, Fransız sermayesinin de katılımıyla 1863'te İstanbul'a taşındı ve "Bank-ı Osman-i Şahane" (Osmanlı Bankası) adını aldı. Çiftçiyi desteklemek amacıyla 1868'de Emniyet Sandığı kuruldu.

Abdülaziz, Osmanlı Devleti'nin geleceğini Rusya'ya karşı kuvvetli bir askeri güce sahip olmakta görüyordu. Bu sebeple saltanatı boyunca borçlanmalarla düzenlenen devlet bütçesinden milyonlarca lirayı bu uğurda harcadı. Avrupa'dan pek çok yeni model silah satın aldı. Tophane'yi mo-dernleştirdi. Mekteb-i Harbiye'yi yeniden düzenledi. Askeri rüşdiyeler açtı. Taşkışla, Gümüşsüyü, Taksim'de yeni kışlalar inşa ettirdi. Bugün İstanbul Üniversitesi olarak kullanılan bina da Harbiye Nezareti (Savunma Bakanlığı) olarak Abdülaziz tarafından yaptırıldı. Tersaneleri ıslah ettirdi. Bahriye Nezareti'ni kurdurdu. Deniz ticaret kanunu çıkarıldı.

Feshane'nin tevsii, demiryolu yapımları, Karaköy-Beyoğlu tünelinin açılması, Galata Köprüsü'nün yenilenmesi, İdare-i Aziziye adı verilen yeni bir deniz işletmesinin açılması da Abdülaziz dönemindedir.

Çırağan ve Beylerbeyi saraylarını, Kasımpaşa Camii'ni yaptıran Abdülaziz'in annesi Pertevniyal Sultan da Aksaray Valide Camii ile mektep kütüphane ve türbesini yaptırmıştır.

İri yapılı, uzun boylu, kumral tenli, ela gözlü olan Abdülaziz'in siyah kısa sakalı vardı. Sade giyinmeyi sever, gösterişten hoşlanmazdı. Yazısı ve imlası kusursuzdu. Zeki, otoriter, enerjikti. Bilgi ve yetişme bakımından mükemmel bir askerdi. Kendini ordu, donanma ve bayındırlık işlerine adamıştı. Güreş sporunu sever, sık sık huzur güreşleri yaptırırdı. Türk musikisini çok iyi bilir, mükemmel ney üfler, lavta ve piyano çalardı. Yalnızca iyi bir icracı olmakla kalmayan Abdülaziz, Osmanlı padişahları arasında bestekâr olarak da yerini almıştır. Hicazkâr ve şehnaz makamlarını çok sevdiği için zamanındaki birçok şarkı ve marşın bu makamlarda bestelendiği bilinmektedir. Eserlerinden bir hicaz sirto ile iki şarkısı günümüze ulaşmıştır. Padişah olduktan sonra Abdülmecid'in kurdurduğu saray orkestra ve bandolarını kaldırarak yerine Türk musikisi saz takımını koydurtmuş, pek çok Türk bestekâr ve hanendeyi korumuştur. Boş zamanlarında resim de yapardı. Topkapı Sarayı Müzesi, Kahire Menyel Sarayı Müzesi ve Aksaray Valide Camii'nde bulunan yazılarına bakarak celi-sülüste iyi bir hattat olduğu söylenebilir.

Oğulları, Yusuf İzzeddin, Mahmud Celaleddin, Mehmed Selim, Abdülmecid (son halife), Mehmet Şevket, Seyfeddin Efendilerdir.

Padişah Abdülaziz Dönemi Osmanlı Devleti
Bu makalenin telif hakkı ve tüm sorumlulukları yazara ait olup, şikayetler için lütfen bizimle iletişime geçiniz.
URL:
Etiketler:

Bu makale 23862 kez okundu

01.01.2014 tarihinde yazıldı
Reitix

Yorumlar

  • Serpil82
    05.12.2014

    doğru ve kaliteli bir biyografi olmuş teşekkürler

Bu yazıya siz de yorum yapabilirsiniz

İnternet sitemizdeki deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Daha fazla bilgi.