22.12.2013
4.53 / 32 oy

Padişah 3. Ahmed Dönemi Osmanlı Devleti

3. Ahmed'in Doğum Tarihi: 30 Aralık 1673

3. Ahmed'in Ölüm Tarihi: 1 Temmuz 1736

3. Ahmed'in Sultanlığı: 1703 - 1730

3. Ahmed'in Kabrinin Bulunduğu Yer: İstanbul, Yeni Camii

3. Ahmed Han

Sultan 3. Ahmed'in Hayatı

1673'te Halıcıoğlupazan'nda (Dobruca) doğdu. IV. Mehmed ile Emetullah Gülnuş Sultan'ın oğludur.

II. Mustafa ile öz kardeşti. Edirne Vak'ası'ndan sonra Edirne'de tahta çıkmış, Patrona Halil Ayaklanması'nda tahtan indirilmiştir. Padişahlığının 1718-1730 arasındaki dönemine sonradan "Lale Devri" denilmiştir.

III. Ahmed, 1687'de babası IV Mehmed tahttan indirilince amcaları II. Süleyman ve II. Ahmed'le ağabeyi II. Mustafa'nın saltanatları boyunca Edirne ve İstanbul'da 16 yıl saray hapsinde kaldı. Cebecilerin 1703'te İstanbul'da başlattığı ve tarihe "Edirne Vak'ası" olarak geçen ayaklanma sonucunda tahta oturdu. III. Ahmed önce Kavanoz Mehmed Paşa'yı sadrazamlığa getirdi. Asi reislerinden Çalık Ahmed Ağa'yı vezirlik rütbesiyle yeniçeri ağası yaptı. Askeri para dağıtmak suretiyle yatıştırdı. 4 Eylül 1703'te bütün saray halkıyla birlikte İstanbul'a hareket etti.

İstanbul'a geldiği günlerde bir grup yeniçerinin Ocağa dönme isteklerini geri çeviren III. Ahmed, bunların elebaşılarını cezalandırdı. Bu kez Bostancılar, saray bahçelerinde eylem başlattı. Padişah bir hatt-ı hümayunla bunların tamamını yeniçeri sınıfına geçirtti. Uymayanları cezalandıracağını ilan etti. Kavanoz Mehmed Paşa'yı da azleden padişah, 16 Kasım 1703'te Damad Hasan Paşa'yı sadrazamlığa, Kara Halil Efendi'yi de İstanbul Kadılığı'na getirdi. Bütün bu sert tedbirlere rağmen yönetime ancak 1704 yılının ilk aylarında hâkim olabildi. III. Ahmed, Damad Hasan Paşa'nın yerine 24 Eylül 1704'te Kalaylıkoz Ahmed Paşa'yı, 25 Aralık 1704'te Baltacı Mehmed Paşa'yı getirdi.

Baltacı Mehmed Paşa'nın yerine 3 Mayıs 1706'da Çorlulu Ali Paşa sadrazam oldu.

8 Kasım 1708'de Üsküdar İskele meydanında Valide Sultan Camii'nin temeli atıldı.

1710 yılında Rus Çarı Büyük Petro'ya Poltavcı Savaşı'nda mağlup olan İsveç Aral'ı xil. Şarl'ın (Demirbaş Şarl) Osmanlı Devleti'ne sığınması Rusfar'ın Osmanlı topraklarına saldırmasına sebep oldu. Çar 1. Petro Boğdan'a girdi. Ruslar'ın 1700 İstanbul Anlaşması şartlarını ihlal etmesi ve Kırım Hanı Devlet Giray'ın teşviki ile Rusya'ya savaş ilan edildi.

III. Ahmed, Çorlulu Ali Paşa'yı 16 Haziran'da sadrazamlıktan uzaklaştırdı. Köprülü Numan Paşa'nın iki aylık sadaretinden sonra Baltacı Mehmed Paşa'yı 18 Ağustos 1710'da ikinci kez bu makama getirdi.

Bütün kış savaş hazırlıkları yapıldıktan sonra 19 Şubat 1711'de Baltacı Mehmed Paşa Edirne'ye hareket etti. Donanma da Karadeniz'e açıldı.

Baltacı Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Kırım kuvvetleriyle birleştikten sonra Prut Nehri üzerindeki Falcı mevkiinde Çar Petro komutasındaki Rus ordusunu bozguna uğrattı ve büyük bir zafer kazandı. Ruslarla 23 Temmuz 1711 'de "Prut Antlaşması" imzalandı. Antlaşma ile Azak Kalesi Osmanlı Devleti'ne geri verildi. Rusya İstanbul'da sürekli elçi bulundurma hakkını kaybetti. Ayrıca, Lehistan'ın içişlerine karışmamasını ve İsveç Kralı XII. Şarl'ın serbestçe ülkesine dönmesini kabul etti. Prut'taki başarısına rağmen Baltacı Mehmed Paşa'yı görevden alan padişah, 20 Kasım 1711'de Gürcü Yusuf Paşa'yı sadrazam yaptı. Bir yıl sonra 12 Kasım 1712'de Süleyman Paşa bu görev geldi. 1713'te Damad Silahdar Ali Paşa sadrazam oldu.

Rusya'dan Azak ve çevresini geri alan Osmanlı Devleti, 1699 Karlofça Antlaşmasfyla Venedik'e bırakılan Mora yarımadasını da geri almak için uygun bir zaman kollamaya başladı. Enişte Hasan Paşa'ya ait eşyanın Akdeniz'de Venedikliler tarafından yağma edilmesi, savaşın çıkmasını kolaylaştırdı.

III. Ahmed 1715 ilkbaharında Sadrazam Ali Paşa'yı Mora seferine gönderdi. Bizzat padişahın Edirne'ye kadar uğurladığı Osmanlı ordusu Mora yarımadasını Venedikliler'den geri aldığı gibi, Girit'te henüz fethedilmemiş bazı kaleler de ele geçirildi. Bu başarı üzerine Edirne'de bulunan III. Ahmed 23 Kasım 1715'te İstanbul'a hareket etti.

Bu sırada Avusturya, Karlofça Antlaşması'nın şartlarının bozulduğunu ileri sürerek Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. 6 Ağustos 1716'da Avusturya ile yapılan Petervaradin Savaşı'nda Osmanlı ordusu bozguna uğradığı gibi, Ali Paşa da şehit oldu. Temeşvar Kalesi'nin kaybedilmesiyle

başlayan çözülme, dağınık ve disiplinsiz birliklerin Belgrad'a çekilmesiyle kısa bir süre durdu. Yenilgi, İstanbul ve Edirne'de paniğe sebep oldu. Yeni Sadrazam Halil Paşa, muhtemel bir savaş için hazırlıklara başladı. 1717'deki savaşlar, hezimetin boyutunu daha da büyüttü. Belgrad'ın düşmesinin ardından, Niş'e kadar olan bölgenin Müslüman ve Türk halkı aç ve çıplak Edirne ve İstanbul yollarına düştüler. III. Ahmed Sofya'da olmasına rağmen hiçbir tedbir alınamadı. Sadrazam Arnavut Halil Paşa'nın yerine 26 Ağustos 1717'de Kayserili Mehmed Paşa getirildi, ancak bir başarı elde edilemedi.

Nihayet Avusturyalıların Niş'e kadar inmeleri üzerine Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın sadareti döneminde Pasarofça Antlaşması imzalandı (21 Temmuz 1718). Antlaşma ile Mora Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Dalmaçya ve Hersek kıyılarında bazı kaleler Venedik'te kaldı. Belgrad, Temeşvar, Sırbistan ve Bosna'nın kuzeyindeki bölge Avusturya'ya verildi.

Osmanlı Devleti bu tarihten sonra Avrupa yönünde genişleme politikasından vazgeçti.

III. Ahmed, 20 Ekim 1718'de İstanbul'a döndü. 1730'daki Patrona Ayaklanması'na kadar sürecek olan, sanatta lale motifinin işlendiği, yeni bir hayat tarzının ortaya çıktığı, barışın korunmasına özen gösterildiği Lale devri bu dönüşle başladı.

15 Nisan 1719'da Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa 111. Ahmed'e Kâğıthane'de bir ziyafet verdi. Bunu, 24 Mayıs 1719'da Lale Devri eğlencelerinin en muhteşemlerinden olan Kâğıthane şenliği izledi. 1720 yılı ilkbaharı da yine kır eğlenceleri ve şölenlerle renklendirildi. Bunlara "lalezar seyranı" deniliyordu. Yaz günlerinde kıyı ve deniz sefaları, bazen bir ay süren şiir, edebiyat ve müzik ağırlıklı "helva sohbetleri" yapılmaya başlandı. Lale Devri'nin başlıca özelliği olan eğlenceler giderek dört mevsime yayılırken bir yandan da boğaziçinin iki kıyısındaki koylara yalılar ve köşkler yapıldı. Bahçelerin en güzel köşeleri birbiriyle yarışan "lalezar"lara dönüştürüldü.

Bu dönemde Avrupa'daki yenilikleri yakından takip etmek üzere ilk kez elçiler gönderildi. Batı klasikleri Türkçeye çevrildi. İstanbul'da kumaş fabrikası ve çini imalathanesi açıldı. Osmanlı Devletinde ilk kez çiçek aşısı uygulandı ve Yeniçeri ocağında itfaiye (tulumbacılar) bölüğü oluşturuldu.

1727'de Üsküdar'da Hendeshane adıyla ve Avrupa metodlarına göre açılan askeri teknik okul, yeniçerilerin sert tepkisi ve yakaladıkları Hendeshane talebelerini öldürmeleri üzerine kapatıldı.

1727'de ilk devlet matbaası İbrahim Müteferrika tarafından kuruldu.

111. Ahmed'in saltanatının son iki yılı ağırlaşan ekonomik ve siyasi bunalımlarla geçti. Halk, Sadrazam Damat İbrahim Paşa'nın kendi yakınlarını önemli görevlere getirmesi ve bunların sefahat ve eğlenceye düşkün olmalarından rahatsızdı. Buna, İran hükümdarı Nadir Şah'ın Osmanlı topraklarının doğu bölgelerini işgal etmesi karşısında sefere çıkılmaması eklenince halkın kızgınlığı büsbütün arttı. Ayrıca yeni vergilerin konulması, taşradaki asayişsizlik, özellikle levent eşkıyası ve doğudaki aşiretlerin soygunculuğu sonucu halkın İstanbul'a akını ve şehirde işsizliğin yaygınlaşması, esnafın içinde bulunduğu zorluklar devlet idarecilerine karşı genel bir hoşnutsuzluk doğurdu.

Bütün bu olumsuzluklar sonunda tarihe "Patrona Halil Ayaklanması" olarak geçen isyan patlak verdi. 28 Eylül 1730'da başlayan ayaklanma üç gün sürdü.

Elebaşı Horpeşteli Arnavut Halil, levendlik, Rumeli'de yeniçerilik yapmış, hemşerileri arasında "Patrona" lakabıyla ünlenmişti. İsyancılar 28 Eylül Perşembe günü üç koldan bayrak açıp herkesi bayrak altına çağırdılar. Kapalıçarşı'ya girip dükkanları kapattırdılar. Çarşı girişlerini tuttular. Bir anda büyüyen kalabalık Etmeydanı'na yürüdü. Bir grup da Üsküdar'a geçti. Duruma müdahale etmek isteyen Yeniçeri Ağası korkup saklandı. Padişah ve sadrazam Üsküdar'da idiler. İstanbul Kaymakamı gidip durumu anlattı. Devlet adamları, ulema, Üsküdar'a çağrıldı. Topkapı Sarayı'ndan da Sancak-ı Şerif getirildi. Gece, padişah ve devlet erkânı Topkapı Sarayı'na geçip tedbirler aldılar. Bu arada kazan kaldıran yeniçeriler ve acemioğlanları da ayaklanmaya katıldı. 29 Eylül günü İstanbul'un denetimini ele geçiren asiler yağma ve baskınlar düzenleyip birçok kişiyi öldürdüler. Zindandaki mahkûmları salıverdiler. Saraydan gelen aracıya 37 kişilik bir liste verip kellelerini istediler.

Durumun korkunçluğunu fark eden III. Ahmed, Sancak-ı Şerifin çıkartılmasını, Müslümanların sancak altına çağrılmalarını emretti. Pek az kişi bu buyruğa uyduysa da Patrona'nın devriyeleri dağıtıldı. Kaptanı deryalığa getirilen Abdi Paşa, Patrona'yla görüşüp uzlaşma yolları aradı ama başarılı olamadı.

Padişah adına uzlaşmak için asilerle görüşmeye giden Zülali Hasan Efendi isyancılarla III. Ahmed'in tahttan indirilmesi konusunda anlaşıp saraya döndü. Padişah gece yarısı yeğeni Şehzade Mahmud'a tahttan çekildiğini bildirerek hükümdarlığını kutladı. Oğullarıya birlikte saraydaki dairesine yerleştirilen Ahmed, altı yıl daha yaşadı ve 24 Haziran 1736'da öldü. İstanbul Bahçekapı'da babaannesi Hatice Turhan Sultan'ın türbesine defnedildi.

III. Ahmed, sanata meraklı ve sanatkârı koruyan bir padişahtı. Kendisi devrin meşhur hattatı Hafız Osman'dan sülüs ve nesih, Veliyüddin Efendi'den dersler almıştı. Sütlüce'de bulunan sarayın harem kapısı üzerindeki kitabe, Sultan Ahmed'te Bab-ı Hümayun önündeki meşhur çeşme ile Üsküdar meydanındaki çeşmenin kitabeleri ve Saray-ı Hümayun'da Arz Odası üzerindeki besmele, III. Ahmed'in kendi el yazılarıdır. Celi hat ile yazdığı levhalar bazı selatin camilerine asılmış, yine kendisinin yazdığı iki Mushaf Ravza-i Mutaharra'ya gönderilmiştir. Topkapı Sarayı'nda kendi yaptırdığı kitaplıkta bulunan on dört sayfalık sülüs celisi ile kaleme alınmış "Murakka" da onun eseridir.

III. Ahmed, damadı Sadrazam İbrahim Paşa ile birlikte başta Nedim olmak üzere Seyyid Vehbi, İzzet Ali, Neyli Ahmed, Vak'anüvis Raşid Mehmed, Küçük Çelebizade İsmail Asım, Nahifi, Sami gibi devrin birçok şairini

himaye ve koruması altına almış, kendisi de "Necib" mahlasıyla şiirler yazmıştır. Fikir ve edebiyat adamlarından kurulu bir heyet devamlı olarak toplanıyor, doğu ve batı dillerindeki eserlerden tercümeler yapıyordu. Fransızcadan bazı eserler ilk defa bu dönemde Türkçeye çevrildiği gibi Türkçeden Fransızcaya tercüme edilerek basılan edebi kitaplar da vardır. III. Ahmed'den alınan fermanla 1727 yılında ilk defa Türkçe kitap basan bir matbaa kuruldu. Henüz Avrupa'da çiçek aşısının keşfedilmediği o devirde İstanbul'da çiçek hastalığını tedavi edebilecek doktorlar bulunuyordu. Nitekim çiçeğe yakalanmış olan padişahı bu doktorlar tedavi etmişti.

Haliç kıyılarının, Kâğıthane vadisinin imarı, Boğazçi'nin geniş çapta iskâna açılışı III. Ahmed döneminde gerçekleşmiştir. Ayasofya Meydanı'ndaki dört cepheli süslü çeşme, Üsküdar İskele Meydanı'ndaki büyük çeşme ve Kâğıthane'de Çağlayan önünde şair Nedim'in "Çeşme-i nevpeyda" adını verdiği çeşme III. Ahmed tarafından yaptırılmıştır. Bundan

başka annesi Rabia Emetullah Gülnuş Sultan adına Üsküdar'da Yeni Valide Camii ile bunun yanında bir sebil, çeşme, sıbyan mektebi ve imarethane yaptırdı. Bahçekapı'da Büyük Valide Hatice Turhan Sultan türbesi yanında ikinci bir kütüphane yaptırdı. Ayrıca, Galata Sarayı'nın tamiri, bu sarayın dışında bir cami, Bebek'te bir cami ve altında bir mektep ile çeşme, Hasköy-Kasımpaşa arasında, Aynalıkavak'ta köprübaşında ve annesine ait olan Galata Yenicami'nin avlu kapısının dışındaki çeşmeler III. Ahmed'in yaptırdığı diğer eserlerdir.

III. Ahmed aynı zamanda iyi bir nişancı idi. Seksen beş adımdan tek atışta bir altın dinarı vurduğu, dokuz yüz geze (arşın) ok atıp Okmeydanı'nda adına taş diktirdiği bilinmektedir.

III. Ahmed'in şehzadelerinden çoğu küçük yaşlarda ölmüş, Mustafa ve Abdülhamid padişah olmuşlardır.

Padişah 3. Ahmed Dönemi Osmanlı Devleti
Bu makalenin telif hakkı ve tüm sorumlulukları yazara ait olup, şikayetler için lütfen bizimle iletişime geçiniz.
URL:
Etiketler:

Bu makale 13895 kez okundu

22.12.2013 tarihinde yazıldı
Reitix

Yorumlar

  • yavuzlar
    18.10.2014

    uzun vadede altın aslında ne kadar işlevsiz bir madense (yesen yenmez, üstüne örtsen ısıtmaz) ve bugün kıymet görüyorsa, dönemin şartlarında da laleler aynı şekilde kıymet görmekteydiler. padişah adam da modadan geri kalmamış haliyle

  • kolik
    08.10.2014

    tam olarak söylendiğine göre bir gemi lale karşılığında bir gemi dolusu altın vermiştir.

  • capsverlan
    04.10.2014

    lale devri çılgınlığı döneminde lale karşılığı altınları takas etmiştir

Bu yazıya siz de yorum yapabilirsiniz

İnternet sitemizdeki deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Daha fazla bilgi.