30.12.2013
4.45 / 11 oy

Padişah 2. Mahmud Dönemi Osmanlı Devleti

2. Mahmud'un Doğum Tarihi: 20 Temmuz 1785

2. Mahmud'un Ölüm Tarihi: 1 Temmuz 1839

2. Mahmud'un Sultanlığı: 1808 -1839

2. Mahmud'un Kabrinin Bulunduğu Yer: İstanbul, Divanyolu

2. Mahmud'un Yaşamı

2. Mahmud

20 Temmuz 1785'te İstanbul'da doğdu. I. Abdulhamid ile Nakşidil Sultan'ın oğludur.

Osmanlı Devleti'nin genel yapısında batılılaşma çığırını açmış, kurumlardan kıyafete ve müziğe kadar birçok alanda köklü yenilikler gerçekleştirmiştir. Mahmud beş yaşındayken babası 1. Abdulhamid öldü. Annesi Nakşidil Kadın Eski Saray'a gönderildi. Çocuğu olmayan III. Selim (1789 -1807) Mahmud'un eğitimiyle yakından ilgilendi. Din, edebiyat, müzik, yazı, binicilik, atıcılık ve topçuluk eğitimleri aldı.

II. Mahmud tahta çıkar çıkmaz Alemdar Mustafa Paşa'yı sadrazamlığa getirdi. Sert kişiliği ve çevresine korku salan Alemdar'ın çok kısa süren sadareti sırasında (28 Temmuz -16 Kasım 1808) bazı önemli işlere el atıldı. Önce III. Selim'e karşı girişilen isyanda önemli rol oynayan Boğaz Yamakları Ocağı kaldırılıp elebaşıları cezalandırıldı. Yeniçeriler sindirilerek, Köse Musa Paşa ve Ataullah Efendi idam edildi. Daha sonra Rumeli'deki ayanlar devlete yardımcı olmak ve merkezi otoriteye baş eğmelerini sağlamak için İstanbul'a davet edildi. Kendilerine "Sened-i İttifak" denen vesika imzalatıldı.

Tahtını Alemdar'a borçlu olan yeni Padişah, Alemdar Mustafa Paşa'nın 3.5 ay süren başına buyruk sadareti boyunca geri planda kaldı.

14 Ekim 1808'de dağıtılan Nizam-ı Cedid'in yerini alacak modern bir ordunun Sekban-ı Cedid adıyla oluşturulması gündeme geldi. Alemdar Mustafa Paşa'yla onun milislerine diş bileyen yeniçeriler 15 Kasım

1808'de ayaklandı ve Alemdar'ın konağını bastılar. Adamlarıyla birlikte kendini savunan Alemdar, sonunda mahzendeki barut fıçısına tabancasıyla ateş ederek konağı havaya uçurdu. Konağın damına çıkıp delmeye çalışan 500'den fazla yeniçeri ile birlikte havaya uçtu.

II. Mahmud, Alemdar Mustafa Paşa'nın ölümü üzerine Memiş Paşa'yı sadrazamlığa getirdi.

Bu sırada Yeniçeriler ayaklandı, her taraf tahrip oldu. Bütün kapıkulu ağaları ulemaya sığındı. Ne karar verilirse uymaya söz verdiler. Alınan kararla kapıkulları kışlalarına döndüler. Padişah da Sekban-ı Cedid'in dağıtılacağı sözü verdi.

1 Ocak 1809'da Yusuf Ziya Paşa'yı sadarete getiren padişah, 5 Ocak 1809'da da, bir savaş durumunda Boğazlar'ı kapatmak konusunda, İngiltere ile bu devletin güvencesini içeren Çanakkale Antlaşması'nı (Kal'e-i Sultaniye) imzaladı. Osmanlı Devleti, Rusya ile 1806'da başlayan savaşı sürdürme kararı aldı.

II. Mahmud Davutpaşa'ya giderek Rusya seferi için asker toplanmasını emretti. Yusuf Ziya Paşa'yı serdar-ı ekrem olarak görevlendirdi. Davutpaşa'ya sevk edilen yeniçeriler ve milislerle Temmuz ayına kadar 30 bin kişilik bir ordu oluşturdu. Bunlar Yusuf Ziya Paşa'nın komutasında Edirne'ye gönderildi. Yedi bin kişilik topçu asker, muhtemel bir ayaklanmayı bastırmak için İstanbul'da bırakıldı. Alemdar olayı sırasında yanıp yıkılan yerlerin süratle onarımını başlattı. Yeni Babıâli'nin temeli 15 Şubat 1810'da atıldı.

Osmanlı Devleti'ni barışa zorlayıp Fransa ile başbaşa kalmak isteyen Rusya, 1810 baharında Silistre'yi ve Dobruca'yı ele geçirdiler. Ardından Varna'yı kuşattılar. Ancak donanmanın Varna'ya girmesi üzerine çekildiler. 27 Eyltil'de Rusçuk'u, sonra Tuna'nın kuzeyindeki Yergöğü'yü aldılar. Sadrazam Yusuf Ziya Paşa 10 Nisan 1811'de azledilerek yerine İmrahor Ahmet Paşa getirildi. Yeni sadrazam, 12 günlük bir kuşatmadan sonra 9 Temmuz'da Rusçuk'u geri aldı. Napolyon üzerine yürüdüğü için zor durumda kalan Rusya, barış teklifinde bulundu.

Rusya ile 1806'da başlayarak devam eden savaş hali 28 Mayıs 1812'deki Bükreş anlaşmasıyla sona erdi. Antlaşma ile Besarabya Ruslara bırakıldı. Eflak-Boğdan Osmanlı Devleti'ne geri verildi. Ayrıca, Osmanlı Devleti, Sırbistan'a bazı ayrıcalıklar tanıyarak Prut nehri-Tuna ağzı çizgisini sınır olarak kabul etti.

Sadrazam Ahmed Paşa, 5 Ağustos 1812'de yerini Derviş Mehmed Paşa'ya bıraktı.

1812'de, en azından İstanbul'da otoritesini hissettirebilen II. Mahmud, 1813'ten itibaren Anadolu'da yuvalanan eşkıya sürülerini, Bağdat'ın Kölemen beylerini, eyalet paşalarını görevlendirerek sindirmeye başladı.

Aynı yıl Vehhabiler Hicaz'ın büyük bir kısmını ele geçirdiler. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın oğullarından Mehmed Tosun Paşa, Medine'yi, Mekke'yi ve Taif'i Vehhabiler'den temizledi.

1821'de başlayan Rum isyanı kısa sürede büyüdü. Bağımsız bir Yunan devleti kurma amacını güden ve Avrupa devletlerinden de destek alan isyana katılmak için Fenerli Rumlar'dan pek çoğu İstanbul'dan kaçtı. Mora'da başlatılan isyan kısa zamanda yayılarak bütün Orta ve Güney Yunanistan'ı sardı. Müslüman ahali kitleler halinde öldürüldü, mal ve topraklarına el konuldu. Rum isyanları İstanbul'da büyük bir infiale sebep oldu. Rum isyanında parmağı olduğu anlaşılan Patrick V Gregor ve bazı metropolit ihanet suçuyla idam edildiler. Osmanlı Devleti isyanı bastıramadı. II. Mahmud, Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'dan yardım istedi. Mehmed Ali Paşa, Mora ve Girit bölgelerinin valiliklerine karşılık oğlu İbrahim Paşa'yı güçlü bir orduyla Mora'ya gönderdi. İbrahim Paşa kuvvetleri Mora'daki isyanı kısa sürede bastırdı. İsyanın bastırılması Avrupa devletlerinin tepkisine yol açtı.

Tophane'ye yaptırttığı Nusretiye Camii'ni 1 Nisan 1826'da ibadete açan II. Mahmud, o yılın ilk ulufe divanında eski alışkanlıklarını tekrarlayarak rezaıetler çıkaran yeniçerileri ortadan kaldırmaya karar verdi.

Önce yeniçerilere tüfek eğitiminin kabul ettirilmesi denendi. Ama askerlikle ilgisi bulunmayan yeniçeriler disiplinli bir eğitime yanaşmadı. II. Mahmud bu kez, "Eşkinci Ocağı" adı altında yeni bir çekirdek birlik kurma girişiminde bulundu. 11 Haziran'da Eşkinci askerlerinin Avrupa tarzında üniformalar giymiş olarak talimlere başlayacakları ilan edildi. Bundan üç gün sonra 15 Haziran 1826'da "kul kıyamı" denilen ayaklanmaların ve kazan kaldırmaların sonuncusu olan "Vak'a-i Hayriye" olarak da adlandırılan kazan kaldırma patlak verdi. Padişah Sancak-ı Şerif çıkararak halkı yeniçerilere karşı savaşa çağırdı. Boğazlar Muhafızı Hüseyin Paşa Divanyolu'nu ve caddeleri tutan yeniçerileri top ateşi açarak dağıttı. Kışlalar topa tutuldu; Ağa Hüseyin Paşa, Atmeydanı'nı kuşatmaya aldı. Kışlalara sığınan yeniçerilerin büyük çoğunluğu öldürüldü. Vak'a-i Hayriye'yi izleyen günlerde ise İstanbul'da tek bir yeniçeri bırakılmadı. Katliamdan kurtulabilenler kaçtı. Ahmediye Meydanında toplanıp tutuklananlara bir daha yeniçeri adını anmamak üzere yemin ettirildi. Yeniçeriler bir bozguncu kalabalığı ve İslamiyet düşmanı ilan edilerek dağıtıldı.

II. Mahmud, vakit kaybetmeksizin bir ferman yayınlayarak yeni askeri eğitimi gündeme getirdi. Yeniçeri ordusu yerine 'Asakir-i Mansure-i Muhammediye" adıyla yeni bir ordu kurdu. Ordunun giderleri özellikle vakıf zenginliklerinin rasyonel bir tarzda kullanımı ile gerçekleştirilmeye çalışıldı. Bu amaçla vakıflardan sorumlu bir Osmanlı Kurumu olan "Evkaf-ı Hümayun Nezareti" kuruldu.

1827 yılında II. Mahmud'u uğraştıran en önemli mesele "Navarin Olayı" oldu.

İngiltere, Rusya ve Fransa Osmanlı Devleti'nden Yunanistan'a özerklik verilmesini istedi. Osmanlı Devleti bunu kabul etmedi. Üç devletin Akdeniz'deki savaş gemileri Osmanlı ve Mısır donanmasının bulunduğu Navarin Limanı'na saldırıp Osmanlı ve Mısır donanmasını yaktı. Osmanlı Devleti uluslararası kurallara aykırı olan bu saldırıdan dolayı üç devletten tazminat istedi. Ancak reddedildi. Üstelik Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş açtı.

Modern bir Haçlı seferi olan Navarin baskınının sebep olduğu facia Avrupa'da sevinçle karşılandı.

Rusya, Balkanlar ve Kafkasya yönünden olmak üzere iki cepheden saldırıya geçti. 8 Mayıs 1828'de Prut'u aşarak Osmanlı topraklarına giren Ruslar, Haziran'da İsakçı ve İbrail'i alarak Tuna deltasını ele geçirdiler. 15 Temmuz'da Kars'a, 28 Ağustos'ta Ahıska'ya giren Rus birlikleri, Balkanlar'da da Romanya ve Dobruca'yı alıp 11 Ekim'de Varna'yı işgal ettiler.

1829 yılının Temmuz ayında Büyükdere'deki Divan-ı Al'i toplantısına çağrılan İngiltere büyükelçisiyle II. Mahmud görüştü. Durum çok kritikti. II. Mahmud'un yeni eğitimli ordusu direnişlerde bulunmasına rağmen Rus ordusu 19 Ağustos 1829'da Edirne'ye girdi. Ruslar Doğu Andolu'da da ilerleyerek Erzurum'u zaptetti.

Edirne'yi işgal eden Rus ordularının başkomutanı General Orlof, Rami'ye gelerek II. Mahmud'la görüştü. 14 Eylül 1829'da imzalanan Edirne anlaşmasıyla Ruslar, işgal ettikleri topraklardan çekilmeye başlayınca padişahın korktuğu İstanbul işgali başına gelmedi. Ancak, Tuna ağzındaki adalar Ruslara bırakıldı. Rus ticaret gemileri boğazlardan serbestçe geçme hakkı elde ettiler. Osmanlı Devleti Rusya'ya savaş tazminatı ödemeyi kabul etti. Eflak-Boğdan'a imtiyazlar verildi. Sırbistan özerk bir prenslik oldu. Ayrıca İngiltere, Fransa ve Rusya'nın baskısı sonucu Osmanlı Devleti, Yunanistan'ın bağımsız bir devlet olarak kurulmasını tanımak zorunda bırakıldı.

12 Haziran 1830'da Fransızlar'ın Osmanlı toprağı olan Cezayir'i işgal etmesine ses çıkaramayan II. Mahmud, Fransa elçisinin ricası üzerine sürülen Katolik Ermenilerin İstanbul'a dönmelerine ve bunlara ayrı bir statü tanınmasına da izin verdi. Aynı yıl Sırbistan'a özerklik tanıdı.

Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa 1831'de Osmanlı padişahından Adana ve Suriye valiliğini istedi. Ancak bu istekleri II. Mahmud tarafından kabul edilmedi. Bunun üzerine oğlu İbrahim Paşa komutasındaki güçlü bir orduyu Suriye'ye gönderdi. Mısır kuvvetleri Osmanlı ordusunu yenerek Konya'ya kadar ilerledi. II. Mahmud, Konya savaşında İbrahim Paşa'ya yenilip esir düşen Sadrazam Reşid Mehmed Paşa'yı da azletti. Kavalalı'nın Kütahya'ya kadar ilerlemesi üzerine Avrupa devletlerinden destek aradı. Fransa ve İngiltere destek olmayınca Rusya'dan yardım istedi. Bunun üzerine bir Rus filosu Boğaz'a girerek Büyükdere önlerine geldi. (5 Nisan 1833). Rusya'nın bu müdahalesi İngiltere ve Fransa'yı

harekete geçirdi. Mehmed Ali Paşa'ya baskı yaptılar. Bunun sonucunda II. Mahmud ile Mehmed Ali Paşa arasında 14 Mayıs 1833'te "Kütahya Antlaşması" imzalandı.

Bu antlaşma ile Mehmed Ali Paşa'ya Mısır ve Girit valiliklerine ek olarak Suriye valiliği, oğlu İbrahim Paşa'ya da Adana valiliği verildi. Mehmed Ali Paşa'nın yeniden saldırıya geçeceğinden korkan II. Mahmud, Rusya ile de Hünkâr İskelesi Antlaşmasını imzalandı. Antlaşmaya göre Osmanlı Devleti saldırıya uğrarsa Rusya yardım edecekti. Rusya bir saldırıya uğrarsa Osmanlı Devleti Boğazlar'ı kapatacaktı.

II. Mahmud saltanatının son iki yılında öncelikli olarak devlet yapısında, ikinci olarak da eğitim alanında bir dizi yeniliği gündeme getirdi. Babıâli'nin Batı ölçülerine göre bir hükümet merkezi olması için yeni meclisler ve nezaretler kuruldu. Padişahın son yılı bu çalışmalarla geçti. II. Mahmud bu reformları gerçekleştirirken, Mehmed Ali Paşa kuvvetleri yeniden saldırdı. Hafız Ahmed Paşa'nın komutasındaki Osmanlı ordusu 29 Haziran 1839 tarihinde Nizip Savaşı'nda Mısır ordusu karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. Bu habere çok üzülen II. Mahmud, 1 Temmuz 1839'da öldü. Sağlığında türbesinin yapılması için uygun gördüğü Divan Yolu'ndaki Esma Sultan Sarayı arsasına gömülerek üzerine bir çadır kuruldu. Daha sonra buraya türbe yapıldı.

Hayatı "Gaile-i saltanattan usandım" diyecek kadar yoğun mücadelelerle geçen II. Mahmud'un Osmanlı padişahları arasında çok özel bir yeri vardır. İzlediği siyasetin ve öncülük ettiği yeniliklerin etkileri günümüze kadar yansımıştır. Osmanlı toprakları üzerinde merkezi otoritenin ağırlığını yeniden hissettirmeyi başaran II. Mahmud, Avrupai anlamda çağdaş bir devlet yapısı meydana getirmek istemiş, girişilen ıslahatların dönüm noktasını ise Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması oluşturmuştur. Yenilenmenin karşısında olmanın genel simgesi haline gelen yeniçerilik zihniyetinin ortadan kaldırılması II. Mahmud devrinin on üç yıl süren son dönemine damgasını vuran reformların da önünü açmıştır. Bu anlamda II. Mahmud, kamuoyunu yanına çekmeyi önemseyen bir siyaset takip eden ilk padişah olmuştur. 1831 yılında İstanbul'da çıkmaya başlayan ve imparatorlukta geçerli diğer başlıca dillerde de nüshalar yayınlayan Takvim-i Vekayi gazetesinde reformlarla ilgili haberlere yer verilerek kamuoyunun kazanılmasına çalışılmıştır. Devlet memurlarına Avrupai bir kıyafet olarak ceket, pantolon ve fes giyme mecburiyeti getiren II. Mahmud'un resimlerini devlet dairelerine, yurtdışındaki elçiliklere astırması, mehter müziğini kaldırıp yerine opera parçaları çaldırması ise ona "gavur padişah" denilmesine yol açmıştır.

Batı tarzı bir yönetim anlayışını Osmanlı Devleti'ne kazandırmayı amaçlayan II. Mahmud, Avrupa kabine usulüne uygun bir sistemi uygulayarak hariciye, dâhiliye, maliye, evkaf nazırlıkları kurdurdu ve nazırlardan birini başvekil unvanıyla hükümet işlerini organize etmekle görevlendirdi. Üyeleri mülki ve askeri rical ve ulemanın önde gelenlerinden oluşan çeşitli meclisler ile matbuat, takvimhane, karantina, posta gibi müdürlükler II. Mahmud dönemine has kurumlardır. Yabancı dil öğrenilmesini teşvik eden, devlet memuru yetiştiren okullar açtırarak memurlukta rütbe ve kademe sistemini getiren, memuru maaşa bağlayan II. Mahmud, yurtdışına ilk defa öğrenci gönderen padişahtır.

Önce şehir ve köylerin ileri gelenleri olan ayanlarla Sened-i İttifak imzalayan II. Mahmud, vergi toplama, fiyatları kontrol etme, güvenliği sağlama konularında onların gücünden faydalandı. Daha sonra ayanları

ortadan kaldırıp yerine köy ve mahalle muhtarlıkları kurdumu. Merkezden illere vali atadı. Uzun zamandan beri çökmüş olan tımar sistemini kaldırdı; müsadere uygulamasından vazgeçildi, özel mülkiyet devlet güvencesi altına alındı.

II. Mahmud döneminde askeri alanda da önemli ıslahatlar yapıldı. Önce Sekban-ı Cedid, sonra Eşkinci Ocağı'nı ardından Asakir-i Mansure-i Muhammedi ordusunu kurdu. Tımarlı sipahileri kaldırarak yerine "Redit" adı verilen birlikler oluşturan II. Mahmud, subay ve doktor yetiştirmek amacıyla harbiye ve tıbbiye okulları açtı.

II. Mahmud, musiki ve hat sanatıyla ilgilenmiştir. Kendi eliyle yazdığı bir levha babası I. Abdülhamid'in türbesinde asılıdır. En küçük ayrıntısına kadar devlet işlerini bizzat takip eder, siyasi belgeler ile yazışma evrakının anlaşılır dili ve yalın ifadesi üzerinde özellikle dururdu. Babıâli'ye verilen notların yapılan tercümelerini anlatım ve satır aralarında gizlenen manalar yönünden incelemeye tabi tutar, yabancı devletlere verilecek bazı önemli resmi belgeleri bizzat kaleme alırdı. Kendisi ve yaptıkları hakkında yabancı basında çıkanları takip eder, bunlardan istifade etmeye çalışırdı.

Çok güçlü bir hafızaya sahip olan II. Mahmud, aynı zamanda gayet soğukkanlıydı. Şahsi kızgınlıklarını affederdi fakat devlete karşı işlenen suçları asla bağışlamazdı. Çağının modern bilgilerinden haberdardı. Doğu kültür ve dillerine vakıftı. Sonradan Fransızca da öğrendi.

Sultan Mahmud, orta boylu, ince yapılı, yuvarlağa yakın güzel yüzlü, koyu renk gözlü ve siyah sakallıydı. Geniş omuzları onu daha yapılı gösterirdi. Zeki, vakur, enerjik, korkusuz, azimli ve sabırlıydı. Çok sert mizaca sahip olmasına rağmen inanılmayacak derecede de alıngandı. Bunda iyi bir şair olmanın da etkisi vardı. Şiirlerini 'Adli" mahlası ile yazardı. Türk müziğini çok severdi. Şehzadelerinden Abdülmecid ve Abdülaziz padişah olmuşlardır.

 

Padişah 2. Mahmud Dönemi Osmanlı Devleti
Bu makalenin telif hakkı ve tüm sorumlulukları yazara ait olup, şikayetler için lütfen bizimle iletişime geçiniz.
URL:
Etiketler:

Bu makale 5080 kez okundu

30.12.2013 tarihinde yazıldı
Reitix

Yorumlar

  • ozankaynak
    01.05.2018

    Osmanlı Edirne'ye çok değer vermiş ve deyim yerindeyse bu güzel şehrin hakkını vermiş. Bu şehir coğrafi olarak tüm güzelliğini koruyor olmasına rağmen bugün sadece köftesinin meşhur olması konusunda nadiren adını duyuyoruz

  • soneraci
    26.02.2016

    intetnetteki en güzel padişah biyografisi olduğunu tahmin ediyorum, teşekkür ederim

Bu yazıya siz de yorum yapabilirsiniz

İnternet sitemizdeki deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Daha fazla bilgi.